"Buraya çıkabilirim."
Gayet ciddiydi. En azından ben 5 dakika öncesine kadar dalga geçtiğini zannediyordum. Ama modern şehir ninjaları ve gezici sirk akrobatlarından bahsetmeye başladıktan sonra artık ciddileştiğini anlamalıydım.
"Gayet basit önce şu ufak tabelanın üstüne çıkacam. Üstünde biraz dengede durduktan sonra - maksimum 2 saniye - (Kollarını açmış ek ayak üstünde durmaya çalışıyordu. Başka gün olsa komik göründüğünü söylerdim ama bugün hoşuma gitti çünkü gayet saçmaydı.) sol bacağımı köşeğe dayayıp çiçekliğe tutunacam. Kendimi yukarı çekince (O kollarla başaracağını düşünüyordu bende bozmadım.) Voila! içerdeyiz.
Kendimi ucuz komedi filmlerinde gibi hissettim. Aslında böyle bir senaryo veya sahne var mı bilmiyorum ama kısaca; iki hırsız (Genelde ikisi de salak olur ama kendimi öyle görmüyorum... Neyse.) soyacakları mekanın önünde bekler ve saçma sapan planlar yaparlar daha deneme aşamasında bile yüksek gürültü çıkartırlar ama kimse duymaz çünkü daha rezil olmaları gerekmektedir. Sonunda işi icraata dökerler ve tam amaca geldiklerinde camın kapalı olduğunu öğrenirler ve camı kesmesi gereken aygıtı (Adı her neyse.) aşağıda unuttuklarını fark ederler. Rezil olurlar, birbirlerine bağırır çağırırlar, millet uyanır, polisi arar, salaklar yakalanır ve seyirciler eğlenir. Buradaki tek fark filmde değiliz, gündüz vakti ve bizde hırsız değiliz sadece kapıda kalmış iki salağız. Ve evet bu sefer kendimi salaklıkla onurlandırıyorum.
"Eee... Ne düşünüyosun?"
"O cam açılmaz."
Aslında daha bilgece bir şeyler söyleyebilirdim. En azından üstünde iyice düşünmeden saçma sapan kararlar verdiğimizi, söylenmeyecek sözler söylediğimizi ve gereksiz kalp kırdığımızı. Belki de başkalarının kalplerini kırdığımızı düşünürken bitiremediğimiz bir işe başlayıp sonuçta elimizde hiç birşey olmadan ortada kalıp kendi kalbimizi kırdığımızı. Çünkü bir insan kendini hayal kırıklığına uğratması, güvenini sarsması en büyük kalp kırıklıklarından biridir. Ve en büyük ilk hatamız bizde bu güvenin olduğunu sanmamızdı. Ama o an içimden hiç birini söylemek gelmedi ve olayı daha basit (Hatta akışınada denebilir.) bırakmak geldi. Ve evet bunların hepsi 0.7283 saniyede oldu.
"Hmm..."
Elini çenesinin altına koyup düşünürmüş gibi yaptı. Bu olaydan saçma bir zevk aldığı belliydi. Hatta yanımızdan geçen hergün gördüğümüz ve selam verdiği (Genelde yolda gördüğüme selam vermem) insanların yanımızdan geçerken "Bunlar ne hakkında konuşuyor" veya "Hınzır kardeşler yine iş başında" demesi. Sanki hayatımız sikik bir maceraperest çocuk topluluğu kitabıymış gibi. O zevk almasına karşı ben acılar içerisindeydim. İnsanlar öyle diyor diye.
"N'apıyoruz biz?"
"Ne oldu dahice planını denemeyecek misin?"
"Yok ya hem içeri girince ne yapacaz? Bizimkilere ne diyecez hiç bir fikrim yok."
Haklıydı. Bende düşünüyordum ve aklıma hiç bir şey gelmedi. Şu son bir iki saatin sonunda benimle aynı fikirde olduğunu görmek güzeldi. Hiç görünmeden gitmek, bazı şeyleri ertelemek en iyisi olacaktı. Ona anlattım şu an yapmamız gereken en son şeyi yaptığımızı en azından bu sefer düşünmemiz gerektiğini ve savaşmadan pes etmeyelim gibi klasik motivasyonal şeylerdi. Konuşurken kendimi dinliyordum ve ne halt bahsettiğimden hiç bir fikrim yoktu.
bump
YanıtlaSilBELA
YanıtlaSil